25 Kasım 2011 Cuma

Çöp Çocuk - Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin



Çınar ilk doğduğu zamanlar, Deniz bir kitap hediye etmişti. "Çöp çocuk" a o zaman şöyle bir bakıp, "Ay daha çocuk yürüyemiyor, bir şey yapamıyor. Çizgisi kaldıydı!" demiştim. O zamanki psikolojimle uyuyacak 5 dk ararken, araya resimlide olsa bir kitap sıkıştırılması sinirimi bozmuştu.

Geçen yıl kısa süren anaokulu denememizde aklıma kitap geldi. Kesinlikle boyalardan, resim yapmaktan hoşlanmayan oğlumda, sınıfta diğer çocukları izleyerek biraz ilgi başlamıştı. Okulun kesilmesiyle renkli boya kalemleri tavaların altına odun olarak hayal edilmeye başladı.

İyi birşeydir belki diye düşündüm. Çünkü bizim küçüklüğümüz, rengarenk, kendimize özgü duvarlarla süslüydü. Evimdeyse duvarlar tertemiz. Çınar'ın böyle bir ilgisi yok(tu). Bu yıl okula başlamasıyla öğretmenimizin ilk uyarısı resimle ilgiliydi. "Aslı, bu çocuk hiç boya yapmıyor. Hiç ilgilenmiyor." diye şaşkınlık içindeydi. Bu yönde alış-verişi seviyor, ama iş yapmaya geldiğinde anında bırakıyordu.

Zamanla okulda, öğretmenimizinde teşvikiyle oğlum açıldı. Artık boya yapıyor, resim çiziyor. Önceleri sadece verilen bir resimdeki boşlukları dolduracak şekilde boya yapmaya çalışıyordu. Fatma Öğretmenim, "Serbest resim yapın" demiş. Çınarcık şaşırmış, " Serbest resim ne demek?". Zamanla serbest resmide sever oldu. Ne çizerse çizsin, kenarda bir yerde oğlum yangın çıkarıyor. Sürekli duman, is ve sarı-kırmızı ateşler, yangınlar çiziyoruz. Ateşin varlığı onu çok etkiliyor. Resimlerini yapmak onu heyecanlandırıyor.

Kitabı okurken, kendi küçüklüğümü ve kardeşimin resimlerini de hatırladım. Çınar'ın yaptığı her resmi, herşeyi saklamıyorum. Ama annem saklardı. Hem benim hemde kardeşim Deniz'in dosyaları vardı. Yaptığımız etkinlikler, resimler, kenarlarına küçük notlar alınmış halde yıllarca bizimle beraber taşındı. Lise yıllarımda "anne ne durup duruyor bunlar? Kaç yıl daha duracak, dönüp bakıyormuyuz?" diyip çöpe attım onları. Belkide bundan çok iyi hatırlıyorum o resimleri. Göreli 10-15 yıl oldu. Büyüdükçe insan annesini-babasını daha iyi anlıyor. Meğer ne sabırlıymış, ne değer verirmiş annem yaptıklarımıza?!?

Kitapta otistik çocukların çizimlerindeki kulaklar ve çakmak çakmak gözler dikkatimi çekti. Annemin iki otistik öğrencisinin de benzer resimler yaptığını hatırlıyorum. Hatta birisi resmin yanına adını yazardı.

Çocukların cansız şeylerin cansız olduğunu anlamadığını ilk defa bu kitapta okudum. Çınar evde birşey kırıldığında krize girer. Çok üzülür. Onun kırılışını bir türlü anlamaz.

Çok ayrıntılarını girmek istemiyorum kitabın. Okuyunca siz keyif alın, bölmüş olmayım o tadı. Çocuğunuz olsun olmasın herkese tavsiye edeceğim bir kitap. Deniz'e bana hediye ettiği için çok teşekkür ederim. Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin'e de saygılarımı sevgilerimi sunuyorum. Çok büyük bir çalışma. Emeğinize sağlık.

2 yorum:

  1. O kadın bir mucize..Onu dinlerken-çocuğum 22 yaşında olduğu halde:)- kendimden geçiyorum ben..İyi etmişsin bak Aslıcım. Hayatımız-hele ana babaysak- öğrenmekle geçiyor..Sevgiler..

    Serap, Lezzetli Somunlar

    YanıtlaSil
  2. Bloğunuzdaki kısa süredir takip ediyoruz ve kısa sürede çok bilgi sahibi olduk Sony lcd olarak bu bilgiler için teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız İçin Teşekkürler